—Ama görevini tamamlamak için plana eksiksiz sadık kalacaksın...
Oyunun genelinde yaşanan bazı ufak tefek değişiklikler kontrollerde de karşımıza çıkıyor. Öncelikle yapacağımız eylemleri seçtiğimiz opsiyonun eski haliyle uzaktan yakından bir alakası yok. Daha bir renkli ve cafcaflı hale gelmiş. Bilmiyorum ama bence eskisi daha kullanışlı ve göze hitap eden bir şekildeydi. Bunun dışında geriye kalan kontroller hemen hemen aynı sayılır. Yani önceden SC konusunda deneyimi olanlar daha en başından oyunun ustası sayılırlar. Eğer bu seriyle ilk flörtünüzse de (sanmıyorum ama) kısa zamanda kontrol mekanizmasının hakimi olabilirsiniz. Tuş takımını anlatıp yer işgal etmek istemiyorum. Şu eylem opsiyonu olayını biraz açalım. Genelde konsollardan port edilen veya tüm platformlar için tasarlanan oyunların ortak problemi olan kontroller neyse ki Splinter Cell'lerde hiçbir zaman sorun olmamıştır. Ancak eylem opsiyonunun bu şekilde karşımıza çıkması bunun konsol versiyonlarından PC'ye hatıra kalan bir ayrıntı olduğunu ortaya koyuyor. Çünkü dikkatli bakarsanız yönlere göre eylem seçmek tam bir gamepad olayı. Ama bu büyük bir sorun mu diye soracak olursanız tabii alıştıktan sonra yeni mekanizmanın sorun çıkarmadığını söyleyeceğim mecbur. Yalnız bence eskisi daha kullanışlıydı. Özetle oyunun normal kontrolleri diğer Ubisoft oyunlarında da olduğu gibi şahane. Az evvel bahsettiğim konu yüzünden not kırmaya gerek yok bana göre. Çünkü böyle ufak tefek noktalara çok fazla takılmamak lazım.
Yapay zekâ ise bana pek başarılı gelmedi. Oyunu açtığınız andan itibaren yapay zekâ konusunda ki değişimleri hissetmeye başlıyorsunuz. Yalnız bu değişiklikler olumlu yönde mi… maalesef evet diyemeyeceğim. Tabi bu tamamen benim fikrim, yanlış anlaşılmak istemiyorum. İlk bölümün başında daha doğrusu buzdan çıktığımız kısımda etrafında loşta olsa hayli aydınlık olduğunu fark etmişsinizdir. Oradaki nöbetçinin ses çıkarana kadar bizi fark etmemesi bence çok saçma. Oyunun boyunca bu tür aksaklıklarla çok fazla karşılaşmıyoruz ama yine, yine Chaos Theory'deki yapay zekâ tepkimelerinin çok daha iyi olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Yan karakterlere ve Sam Fisher'a yeni hareketler eklenmesi oynayışın beraberinde yapay zekâyı da etkilemiş. Örneğin buzun altına çekmeye çalıştığımız ya da kayıktan düşürmeye çalıştığımız düşmanların hareketleri sanki yapay zekâda olması gereken insani açıklardan değil de zamanında tuşa basmaktan ibaretmiş gibi duruyor. Buna benzer bir yapay zekâ (artık kusur mu desek açık mı) eksikliğini Max Payne'den de hatırlayabiliriz. Fakat yapay zekânın gelişen daha başarılı bir hale gelen tarafları da yok değil. Artık düşmanlar ve yan karakterler daha hassas ve en ufak bir etkide tepki verebilen bir kıvama gelmişler. Yeni özelliklerden olan güven barıyla da doğrudan alakalı olan alarmların bangır bangır çaldığı anlarda yapay zekânın hayli gerçekçi tepkiler verdiğini göz ardı etmiyorum. O yüzden yapay zekâ içinde 4 yıldız gibi bir not uygun olacaktır. Biraz torpil gibi oldu ama olsun.
—Görevin doğrultusunda verdiğin kararlar sana kalmış, ama sakın hangi tarafta olduğunu unutma…
Oyunun genel özelliklerine geçebiliriz artık. Konunun işleyişi ve oyun akışı bakımından pek bir değişikliğe uğramamış oyunumuz. Oyuna alışma süreci konusunda zorluk çekmeyeceğinizi daha evvel söylemiştim. Oynayıştaki bir iki eklentinin dışında her şey yine eskisi gibi. Eski sağlık derecesi ve ne kadar ses çıkardığımızı gösteren ibrelerin yerini JBA ve NSA gibi göstergeler almış. Bunlar bir nevi tarafların bize olan güven derecelerini gösteriyorlar. 2 tane olmasının sebebi tabii ki çift taraflı çalışan bir ajan olmamız. Göstergelerin böyle değişikliğe uğraması iyi mi oldu, kötü mü oldu bir şey diyemeyeceğim ama artık daha sade ve daha az karmaşık bir oynayışa sahip olduğunu söyleyebilirim serinin. Yalnız eski sağlık göstergesinin kulağını çok çınlattım oynarken. Daha evvel Sam Fisher'a yeni hareketler eklendiğini belirtmiştim. Bunların nasıl bir işleyişe sahip olduğuna bakalım şimdide. Özellikle oyunun ilk dakikalarında fark ettiğimiz başlıca hareketlerimizden biri olan artık Sam abimizin yüzebiliyor olması. Bu hakikaten iyi düşünülmüş ve bazı noktalarda görevlerdeki başarıyı etkileyen unsur haline getirilerek göz boyamaktan öteye gidebilen bir yenilik olmuş. Ayrıca buzun altından düşmanları aşağı çekip şık bir bıçak darbesiyle işini bitirmek, kayığın yanından adamları suya düşürüp yine artistik bir hareketle öldürmek gibi yeni hareketlere ilham kaynağı olmasından dolayı da yüzme özelliğinin oyuna çok iyi adapte edildiğini belirtebilirim. Oyunun aksiyon dozajının arttırıldığını yazının birkaç yerinde söylemiştim. Ama aksiyonun arttırılması artık daha az hoplayıp, zıplıyoruz manasına gelmiyor. Maymunluk gerektiren görevleriyle Double Agent'tın eski versiyonlardan aşağı kalır bir yanı yok.
Ayrıca oyundaki aksiyonun artmasıyla artık alet edevatımızın daha ön plana çıkarıldığını düşünebilirsiniz. Durum bir bakıma öyle de olsa Double Agent mevzusunun iyice tavana vurduğunu anlarda alet edevatımız pek olmadığı için olay yine bizim becerilerimize ve dikkatimize kalıyor. Artık yavaş yavaş incelemenin sonuna gelirken yeni menü konusunu da masaya yatıralım. (madem değiştirmişler) Sizin hoşunuza gitti mi bilmiyorum ama sanki Sam abinin kafasının sağa sola baktığı eski menü daha bir karizmatikti sanki. Yalnız bir şeyin farkında mısınız bilmiyorum. Şimdi düşünüyorum da oyunun bazı ayrıntılarının neden Chaos Theory'den kötüymüş gibi geldiğini yeni fark ediyorum. Belki sahiden öyledir kim bilir. Yazı boyunca söylediğim sözlerden CT'yi daha çok sevdiğimi düşünebilirsiniz. Benimle aynı görüşü paylaşan var mıdır bilmiyorum ama bunun böyle olmasında ki tek neden Chaos Theory gibi her açıdan bekleneni fazlasıyla veren bir oyunun üzerine yeni versiyonun doğal bir "aşırı beklenti" sendromuna maruz kalması sadece. CT'nin sahip olduğu başarı çizelgesi galiba Double Agent için avantajdan çok dezavantajı beraberinde getirdi. Çünkü yeni oyunun ne şekilde karşımıza çıkarsa çıksın en ufak bir kusurda eleştiri bombardımanına tutulacağı bu yüzden kaçınılmaz bir hal alıyordu aslında. İnceleme boyunca birkaç yerde bu iki oyunu yerli yersiz kıyasladım. Bunu şunun için söylüyorum. Yazının sonuna gelirken kafalardaki yanlış izlenimlerden kurtularak Double Agent'ın aslında nasıl bir oyun olduğunu belirmek.
Derken az daha Multiplayer'ı unutacaktım. Adını iddialı olanlar kısmına yazdırdığı için bahsetmemek olmazdı. Splinter Cell Pandora Tomorrow'un Stealth Action olayını Multiplayer'a taşımasının ardından artık hastalık haline gelen çok oyunculu mod'un Double Agent'ta da eski eğlencesinden bir şey kaybetmediğini görüyoruz. Chaos Theory'de de gayet kaliteli bir Multiplayer deneyimi sunan mod ile bizde vaktinde hayli başarısız zamanlar geçirmiştik. (Kerim abiye selamlar:) Yeni oyunumuzda eski sistem pek değişikliğe uğramamış. Yine her zaman olduğu gibi casuslar ya da paralı askerler arasında seçim yapım Sabotage, Extraction gibi bölümlerde ortalığı talan ediyoruz. Multiplayer için söyleyecek çok fazla bir şeyim yok. Yeni eklenen haritaları yeni grafiklerle oynamanın vereceği hazzı tahmin edebiliyorsunuzdur. Tabi bu konuda ille de kusur bulmaya çalışırsak çok oyunculu mod'un eski versiyonundan pek bir farkı olmamasını söyleyebiliriz. Ha şunu da ufak bir not olarak belirteyim. Çok oyunculu mod'da FPS kamerasına geçtiğimizde oyunun grafiklerinin Shooter oyunlarına taş çıkaracak kadar şık durduğunu görüyoruz. Bu tabi oyuna olan hayranlığımızı bir nebze olsun arttırıyor. (tabi bug'larla birlikle) Eh o kadar kusur kadı kızında da olur diyip Multiplayer'ı da geçiyorum.
Oyunun artılarını tek bir paragrafta toplarsak grafiklerin, ses ve müziklerin her zamanki kalitesinden ödün vermediğini hemen söyleyebiliriz. Ayrıca senaryoyla birlikte gelen yeni konseptte gerçekten çok karizmatik olmuş. Çift taraflı bir ajanın macerasına dahil olabilme imkanı sunan adam gibi başka bir alternatifimizde yok zaten. Tabi çok oyunculu mod'u da unutmuyoruz.
Oyunun eksilerini tek bir tarafta toplarsak ne kadar gelişmiş olursa olsun ağzına kadar bug kaynayan grafik motorunu göz ardı edemeyiz. Ama en büyük eksi tabii ki SM3…
SONUÇ
Ne kadar eleştirilirse eleştirilsin, ne kadar engelle karşımıza çıkarsa çıksın (SM3) Double Agent gerçekten çok ama çok sağlam bir oyun. Ubisoft kalitesini DA'da da koruyarak, bize harika bir oyun deneyimi sunmuş. Bu kadar profesyonel insanların elinden çıkmış bir yapımı oynamamak büyük bir hata olurdu. Zaten bir kez deneyenlerin bir daha bırakamayacaklarına eminim. Şu ya da bu şekilde oyunu almak için kararsız kalmayın. Vereceğiniz parayı kuruşuna kadar hak ediyor. Bundan şüpheniz olmasın. İyi oyunlar.